Ölümsüz Adam.

                Ortaokul vardı bizim zamanımızda, ilkokuldan mezun olunca ortaokula başlarsın. Ders ortalamana göre de liseye başlarsın. Matematik, Türkçe, tarih bütün dersler şimdiki gibi test olarak hap mantığında anlatılmazdı. Öğretmenler didinirdi öğretmek için, öğrenemediğin zaman kafana yediğin cetvel onun hatırasıdır.

                Ben en çok, Ulviye öğretmen vardı, ona severdim.  Tane tane konuşurdu, kızdığı zaman gözlükleri burnunun üzerinden aşağı doğru kayardı. Bize bol bol kitap okumamızı tavsiye ederdi. Ama ne kitabı okuyacağımızı bilmezdik, kimse de söylemezdi. Giderdin kırtasiye’ye dünya klasiklerinden birini alır okumaya çalışırdık. O da sıkardı belli bir süre sonra, insan kitaptan soğurdu.

                Kompozisyon ödevi vermişti, Ömer Seyfettin’in “ Kaşağı” adlı öyküsünün özetini çıkarmıştık.  Ağlaya ağlaya okuduğum ilk kitap olmuştu.

                Sonra bir gün kitap tavsiyesinde bulundu, Aziz Nesin’den “Akıllanırız!” diye öykü kitabı. Kırtasiye’ye gittim sordum, yok! Koca İzmir’i altını üstüne getirdim bulamadım kitabı.  Annem öğretmen, ona söyledim. Okulun kütüphanesinde Aziz Nesin kitapları varmış “onlara bakarız” dedi.

                Ertesi gün doğru kütüphaneye gittim, Aziz Nesin’in neredeyse bütün kitapları var, bir o yok. O zamanlar internette yok! Kitabı bulamadım. ” Ne yapayım ne edeyim” diye düşünmeye başladım. Aziz Nesin’in bulduğum kitaplarını aldım ve okumaya başladım. Öyle güzel anlatıyordu ki, gülmekten kitabı okuyamıyordum. Okudukça okuyasım geliyordu. Akşamlar evden dışarı çıkıp, bahçede sokak lambasının altında okuduğumu bile hatırlarım.

                On gün içinde dört kitabını okudum bitirdim, aldım elime kâğıdı kalemi, başladım “Akıllanırız!” adlı kompozisyonu yazmaya.

                Süre bitti o hafta! Herkes sınıfta Hocaya kompozisyonlarını vermek için bekliyor. Ulviye Hoca sınıfa girdi, yerine oturdu. Sınıf numarasına göre bizleri çağırıp kompozisyonlarımızı istedi. Elli sekiz kişi içinden bir tek ben götürüp verdim. Kitabı arkadaşlarda bulamamıştı. Onlar dürüstçe söylemişlerdi. Ben ise tam tersi bulamadığım kitabın, okumadığım öyküsünü yazmıştım kafama göre. O an beni bir korku sardı. Pişman oldum böyle bir şey yaptığım için.

                Ulviye hoca yazdıklarımı okumaya başladı gözlerinle. Ben yerin dibine batıyorum, yok olup eriyorum! Kalbim yerinden çıkacak, öyle pişmanlık duyuyorum ki anlatamam.

                Okurken güldüğünü ama belli etmemeye çalıştığını fark ettim! Bu beni daha da korkuttu. “Eyvah “dedim kendi kendime. Yandığımın ifadesi bu.

                Yazıyı bitirdi, “ Kitabı nereden aldın Emin Savaş” diye sordu bu seferde. Bende kitabı bulamadığımı, bunu söylemekten çekindiğim için böyle bir şey yaptığımı ikim gözüm çeşme şekilde ağlayarak söyledim. Sınıfta herkes bana saydırmaya başladı o an. “ Yalancı, hileci!” diyorlardı.

                Ulviye Hoca bağırdı herkese, “ Susun hepiniz! “ diye. Bana döndü sonra, “ Aferin oğlum. Okurken gurur duydum seninle. Çok güzel yazmışsın.” Dedi.

                Elim ayağım gitti o an. Öylece ne kalakaldım. Bir şey diyemedim de.

                “Aziz Nesinin, Akıllanırız diye bir kitabı yoktu.” Dedi sınıfa doğru.

                Aziz Nesin ile öğrendim ben, yazılanı yorumlamayı, başka açılarda da bakabilmeyi! Gülmek için etrafıma bakmayı, insanları tanımayı! Aziz Nesin bana,  ben olmayı öğretti.

                Bugün Aziz Nesin’in ölüm yıl dönümü. Ama o hiç ölmedi, emin olun o hala sayfaların arasında, sözcüklerin içinde bizimle…

 

 

               

 


Yorumlar